Hırsızlık Suçu ve Cezası Nedir? : TCK m. 141-147
- Avukat Ramazan Yılmaz

- 3 gün önce
- 26 dakikada okunur
Hırsızlık, Türk Ceza Kanunu'nun "Malvarlığına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen ve uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biridir. Gerek fail gerekse mağdur sıfatıyla bu suçla karşılaşan kişiler açısından; suçun basit mi yoksa nitelikli mi olduğu, gece vakti işlenip işlenmediği, etkin pişmanlık ve malın değerinin azlığı gibi kurumların doğru uygulanıp uygulanmadığı, sürecin sonucunu doğrudan belirleyen teknik meselelerdir. Bu yazıda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141-147. maddeleri; güncel Yargıtay içtihatları, uygulamadaki tartışmalı noktalar ve pratik örneklerle birlikte sistematik olarak ele alınmaktadır.
1- Hırsızlık Suçu Nedir? Korunan Hukuki Değer ve Suçun Unsurları
TCK m. 141/1 hükmü şu şekildedir:
"Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir."
Bu tanımdan hareketle hırsızlık suçunun maddi unsurları şu şekilde sıralanabilir:
Konu: Başkasına ait, taşınır bir mal olmalıdır. Taşınmaz mallar hırsızlığın konusunu oluşturamaz; ancak taşınmazın eklentisi niteliğindeki taşınır parçalar (örneğin sökülerek alınan bir kapı kolu) hırsızlığa konu olabilir.
Fiil: Malın, bulunduğu yerden, zilyedinin rızası olmaksızın alınmasıdır. Burada korunan hukuki yarar mülkiyet değil zilyetliktir; dolayısıyla malı hukuka aykırı şekilde elinde bulunduran bir kişiden dahi çalma fiili hırsızlık suçunu oluşturabilir.
Manevi unsur: Suç, ancak kastla işlenebilir; ayrıca kanun koyucu "kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla" ifadesiyle özel bir kast (saik) aramaktadır. Bu unsur, hırsızlığı örneğin şaka amacıyla eşya alıp geri verme gibi fiillerden ayırmaktadır.
Suçun tamamlanma anı bakımından güncel Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadında, hırsızlık suçunun malın failin fiilî tasarruf alanına geçmesiyle tamamlanacağı, ayrıca fiilen yararlanılmış olmasının şart olmadığı vurgulanmaktadır.
2- Basit Hırsızlık (TCK m. 141) – Ceza Miktarı ve Uygulama Alanı
Herhangi bir nitelikli unsur bulunmaksızın işlenen hırsızlık, suçun temel (basit) şeklidir ve cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapistir. Mahkeme, TCK m. 61 uyarınca somut olayın özelliklerini (fiilin işleniş biçimi, failin geçmişi, kastının yoğunluğu, zararın giderilip giderilmediği) değerlendirerek bu aralıkta bir temel ceza belirler.
Basit hırsızlık kural olarak şikâyete tabi değildir; savcılık resen soruşturma yürütür. Bu nedenle mağdurun şikâyetini geri çekmesi kovuşturmanın devamına engel teşkil etmez; ancak zararın giderilmesi etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde cezayı etkileyebilir. Buna karşılık TCK m. 144 (paydaş mal/alacak tahsili), m. 146 (kullanma hırsızlığı) ve m. 167/2'de sayılan belirli akrabalık hâlleri şikâyete bağlıdır.
Basit hırsızlık, uzlaştırma kapsamındaki suçlardandır; ancak eylemin gece vakti işlenmesi hâlinde uzlaştırmanın uygulanamayacağı yönünde Yargıtay uygulaması bulunmaktadır. Bu husus, dosyanın uzlaştırma bürosuna sevk edilip edilmeyeceği bakımından kritik bir ayrımdır.
3- Nitelikli Hırsızlık (TCK m. 142) – Ağırlaştırıcı Nedenler
Kanun koyucu, hırsızlığın belirli yer, yöntem veya konularda işlenmesini daha ağır bir haksızlık olarak değerlendirmiş ve TCK m. 142'de üç fıkra hâlinde nitelikli hâlleri düzenlemiştir.
TCK m. 142/1 – Hırsızlık Suçunun Yere veya Konuya Bağlı Nitelikli Hâller (3-7 Yıl Hapis)
Madde metni şu şekildedir:
"Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında, d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında, e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."
Uygulamada en çok tartışılan bent (e) bendi, yani "açıkta bırakılmış eşya" kavramıdır. Yargıtay, bu kavramı dar yorumlama eğilimindedir. Örneğin bir site plajındaki şezlong üzerinden çanta çalınması olayı, açıkta bırakılan eşya kapsamında değil, basit hırsızlık (TCK 141/1) olarak nitelendirilmiştir
TCK m. 142/2 – Yönteme veya Mağdurun Durumuna Bağlı Nitelikli Hâller (5-10 Yıl Hapis)
"Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle, e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak, g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında, h) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."
Bu fıkranın uygulamada en sık gündeme gelen hâli, araçtan hırsızlık vakalarıdır. Aracın kilitli olması veya düz kontak yapılarak çalınması hâlinde TCK m. 142/2-h'nin uygulanacağı kabul edilmektedir; buna karşılık kilitsiz bir araçtan eşya çalınması, güncel bir kararda çoğunluk görüşüyle TCK m. 142/1-e kapsamında değerlendirilmiştir Bu ayrım, aracın kilitli olup olmadığının dosyada somut biçimde ortaya konulmasını zorunlu kılmaktadır.
Ayrıca araç hırsızlığı sırasında direksiyon kutusunun kırılması veya kapı aksamına zarar verilmesi hâlinde, bu zarar hırsızlık suçunun doğal bir sonucu sayılarak ayrıca mala zarar verme suçundan ceza verilmemektedir.
Suçun (b) bendindeki (elde/üstte taşınan eşyayı çekip alma – yani "kapkaç") şekilde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi hâlinde ceza üçte biri oranına kadar artırılır.
Zaman bakımından uygulama uyarısı: 142/2-h bendi 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Kanun ile yürürlüğe girmiştir; bu tarihten önce işlenen fiillere bu bent uygulanamaz, lehe olan eski (mülga) düzenlemenin esas alınması gerekir (bu yönde bkz. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2022/1661, K. 2022/2125).
TCK m. 142/3 – Enerji Hırsızlığı (5-12 Yıl Hapis)
"Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur."
Burada dikkat edilmesi gereken husus, kaçak elektrik veya doğal gaz kullanımının bir kısmının TCK m. 163 (karşılıksız yararlanma) kapsamına girebilmesidir; abonelik esasına dayalı tüketimin sayacı etkileyecek şekilde manipüle edilmesi hâlinde suç vasfı hırsızlıktan ayrılabilir. Bu nedenle enerji ile ilgili malvarlığı suçlarında doğru suç tipinin belirlenmesi, savunma stratejisi açısından belirleyicidir.
Hırsızlık Suçu Diğer Nitelikli Hâller: Kamu Hizmetinin Aksaması ve Konut Dokunulmazlığı
TCK m. 142/4 uyarınca, hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için ayrıca şikâyet aranmaz. m. 142/5 uyarınca ise hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu/havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Hırsızlık Suçunun Gece Vakti İşlenmesi (TCK m. 143)
"Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır."
"Gece vakti" kavramı, CMK m. 46 uyarınca güneşin batışından bir saat sonra başlayıp doğuşundan bir saat öncesine kadar olan zaman dilimi olarak tanımlanmaktadır. Uygulamada mahkemelerin, eylemin gerçekten gece saatlerinde işlendiğine dair delilleri (kamera kayıt saati, tanık beyanı vb.) somut biçimde tartışması ve gerekirse ilgili tarihte güneşin doğuş-batış saatlerinin tespit edilerek suç saatiyle karşılaştırılması gerekmektedir; aksi hâlde artırım hükmünün eksik gerekçeyle uygulanması bozma nedeni oluşturabilir.
Gece vakti artırımının uygulanması hâlinde, yukarıda değinildiği üzere Yargıtay'ın basit hırsızlıkta dahi uzlaştırmanın uygulanamayacağı yönünde bir yaklaşımı bulunmaktadır; bu husus savunma stratejisinin belirlenmesinde gözden kaçırılmamalıdır.
Hırsızlık Suçunun Daha Az Cezayı Gerektiren Hâller (TCK m. 144)
"Hırsızlık suçunun; a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde, b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, İşlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur."
Bu madde uygulamada özellikle miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) hâlindeki taşınırlar ile aile içi/ticari ilişkilerden doğan alacakların tahsili amacıyla eşyaya el konulması hâllerinde gündeme gelmektedir. Burada kritik nokta, failin gerçekten bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil etme amacıyla hareket ettiğinin ispatıdır; aksi takdirde fiil, basit veya nitelikli hırsızlık olarak değerlendirilebilir. Madde, şikâyete tabi bir suç öngörmektedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, TCK'da ayrıca aile içi hırsızlık bakımından özel bir düzenleme mevcuttur: haklarında ceza hükmü kurulmayacak yakınlar (örneğin birlikte yaşayan eş, üstsoy-altsoy) ile cezası yarı oranında indirilip şikâyete tabi kılınan daha uzak akrabalık ilişkileri (amca, dayı, hala, teyze, yeğenler arası – aynı konutta yaşama şartıyla) ayrı ayrı düzenlenmiştir. "Aynı evde yaşama" şartının fiilen ve sürekli birlikte ikamet anlamına geldiği, arada sırada aynı evi kullanmanın bu şartı sağlamayacağı vurgulanmalıdır.
Hırsızlık Suçuna Konu Malın Değerinin Azlığı (TCK m. 145)
"Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir."
Bu madde, hırsızlık suçlarında en sık başvurulan lehe hükümlerden biridir. Yargıtay uygulamasında, malın değerinin objektif olarak düşük olması yeterli görülmemekte; ayrıca suçun işleniş şekli ve özellikleri de birlikte değerlendirilmektedir. Örneğin 80 TL değerinde bir bot çalınması olayında, mahkemenin TCK m. 145'i uygulamamış olması bozma nedeni sayılmıştır; bu karar, değer azlığı indiriminin hâkim tarafından resen tartışılması gerektiğini ortaya koymaktadır (bu yönde bkz. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2021/7892, K. 2023/654, T. 16.02.2023).
Uygulamada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, malın değerinin azlığı ile etkin pişmanlık (TCK m. 168) kurumlarının birbirinden bağımsız olduğudur; m. 145 malın nesnel değerine, m. 168 ise failin suç sonrası pişmanlık göstererek zararı giderme davranışına odaklanır. İkisi aynı olayda birlikte uygulanabilir.
Kullanma Hırsızlığı (TCK m. 146)
"Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz."
Kullanma hırsızlığında failin başlangıçtaki amacı, malı kalıcı olarak sahiplenmek değil, geçici süreyle kullanıp iade etmektir (klasik örnek: komşunun bahçedeki bisikletini kullanıp geri bırakma). Bu kurumun uygulanabilmesi için failin gerçekten iade kastıyla hareket ettiğinin dosyada ortaya konması gerekir; malın suç işlemek amacıyla kullanılması (örneğin çalınan bir aracın başka bir suçta kullanılması) hâlinde indirim uygulanmaz. Kullanma hırsızlığı indirimi, TCK m. 168'deki etkin pişmanlık indirimi ile karıştırılmamalıdır; ikisi farklı hukuki temellere dayanır ve farklı koşullar arar.
Hırsızlık Zorunluluk Hâli (TCK m. 147)
"Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir."
Bu hüküm, TCK'nın genel hükümlerindeki zorunluluk hâli (m. 25/2) düzenlemesinden ayrı, hırsızlığa özgü bir hafifletici sebep öngörmektedir. Failin, örneğin açlık, barınma veya sağlık gibi ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak amacıyla hareket ettiğinin somut delillerle (ekonomik durum, olayın gerçekleştiği koşullar) ortaya konması gerekir. Mahkeme bu durumda cezada indirim yapabileceği gibi, tamamen ceza vermekten de vazgeçebilir.
4- Hırsızlık Suçu Etkin Pişmanlık (TCK m. 168) ve Ceza İndirimi
Hırsızlık suçunda failin, suç tamamlandıktan sonra ancak kovuşturma başlamadan önce mağdurun zararını gidermesi hâlinde, TCK m. 168 uyarınca ciddi oranda ceza indirimi söz konusu olabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadına göre:
Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir; salt ödemenin yapılmış olması, pişmanlığın sorgulanmadan otomatik olarak indirim uygulanmasını haklı kılmaz (bu yönde bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2008/11-127, K. 2008/147, T. 27.05.2008).
Bu içtihat, 765 sayılı eski TCK m. 523'ün salt "iade ve tazmin" esasına dayandığı, buna karşılık 5237 sayılı TCK m. 168'in tazminden çok "pişmanlık" esasını ön plana çıkardığı ilkesine dayanmaktadır.
Uygulamada önemli bazı ayrıntılar:
Zararın failin ailesi veya yakınları gibi üçüncü kişiler eliyle giderilmesi de, failin bu konudaki iradesi ve pişmanlığı ortaya konulduğu takdirde etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Suç ortaklarından birinin zararı gidermesi hâlinde, diğer suç ortaklarının da pişmanlıklarını söz veya davranışlarıyla ortaya koymaları koşuluyla etkin pişmanlıktan yararlanabilecekleri kabul edilmektedir.
Etkin pişmanlık hükümleri, ancak suç tamamlandıktan sonra uygulanabilir; suç teşebbüs aşamasında kalmışsa (TCK m. 35) veya gönüllü vazgeçme (TCK m. 36) söz konusu ise etkin pişmanlık değil, ilgili genel hükümler uygulanır (bu ayrım için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2011/1-692, K. 2012/60, T. 28.02.2012).
Kovuşturma başlamadan önce (yani savcılık soruşturması aşamasında) zararın giderilmesi hâlinde indirim oranı, kovuşturma aşamasında giderilmesine göre daha yüksektir (m. 168/1 ve /2 arasındaki fark).
5- Hırsızlık Suçu Yargılama Süreci: Şikâyet, Uzlaştırma ve Zamanaşımı
Şikâyet ve resen soruşturma: Hem basit hem nitelikli hırsızlık kural olarak resen soruşturulur; savcılık, mağdurun şikâyeti aranmaksızın soruşturma başlatabilir. İstisnalar TCK m. 144 (alacak tahsili/paydaş mal), m. 146 (kullanma hırsızlığı) ve m. 167/2'de sayılan belirli akrabalık hâlleridir; bunlarda şikâyet süresi, fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır.
Uzlaştırma: Basit hırsızlık (TCK m. 141) uzlaştırma kapsamındadır; nitelikli hırsızlık (TCK m. 142) ise uzlaştırma kapsamı dışındadır. Yukarıda belirtildiği gibi, gece vakti işlenen basit hırsızlıkta uzlaştırmanın uygulanmayacağı yönünde Yargıtay yaklaşımı bulunmaktadır.
Zamanaşımı: TCK m. 66 uyarınca dava zamanaşımı süresi, öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir. Basit hırsızlıkta (üst sınır 3 yıl) dava zamanaşımı 8 yıl; TCK m. 142/1'de (üst sınır 7 yıl) ve m. 142/2'de (üst sınır 10 yıl) ile m. 142/3'te (üst sınır 12 yıl) cezanın üst sınırı 5 yılı aştığından dava zamanaşımı 15 yıl olarak uygulanmaktadır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ve erteleme: Hükmolunan hapis cezasının 2 yıl veya daha az olması ve CMK m. 231 ile TCK m. 51'deki diğer koşulların (daha önce kasıtlı suçtan mahkûmiyet bulunmaması, zararın giderilmesi, kişilik özellikleri vb.) sağlanması hâlinde HAGB veya cezanın ertelenmesi mümkündür. Mahkeme ayrıca seçenek yaptırım olarak adli para cezasına hükmedebilir.
6- Hırsızlık ile Karıştırılan Suçlar: Yağma, Dolandırıcılık, Güveni Kötüye Kullanma
Uygulamada hırsızlık suçu, komşu suç tipleriyle sıklıkla karıştırılmaktadır:
Yağma (gasp – TCK m. 148): Hırsızlıktan farklı olarak, malın cebir veya tehdit kullanılarak alınmasıdır. Malın alınması sırasında mağdura karşı cebir veya tehdit uygulanması, fiili hırsızlıktan yağmaya taşır; bu ayrım ceza miktarını kökten değiştirdiğinden (yağmada ceza çok daha ağırdır) somut olayda cebir/tehdit unsurunun bulunup bulunmadığının titizlikle incelenmesi gerekir.
Dolandırıcılık (TCK m. 157): Hırsızlıkta mal, zilyedinin rızası olmaksızın alınırken; dolandırıcılıkta mağdur, hileli davranışlarla aldatılarak malı kendi rızasıyla teslim eder. Bu nedenle failin mağduru kandırıp kandırmadığı, suç vasfının belirlenmesinde esastır.
Güveni kötüye kullanma (TCK m. 155): Burada mal, fail tarafından zaten hukuka uygun bir şekilde (örneğin emanet, kira, vekalet ilişkisiyle) zilyetlik altında bulundurulmakta iken, bu zilyetlik kötüye kullanılarak mal üzerinde tasarrufta bulunulmaktadır; hırsızlıkta ise fail, malı henüz zilyetliğinde bulundurmamaktadır.
Karşılıksız yararlanma (TCK m. 163): Elektrik, su, doğal gaz gibi abonelik esasına dayalı hizmetlerin sayaç manipülasyonu yoluyla tüketilmesi, günümüzde hırsızlıktan ayrılarak kendine özgü bir suç tipi olarak düzenlenmiştir; bu nedenle "kaçak elektrik" vakalarında TCK m. 142/3 değil, m. 163 hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
7- Hırsızlık Suçu Kapsamında Savunma ve Mağdur Vekilliği Açısından Pratik Öneriler
Şüpheli/sanık savunması bakımından:
Suçun hangi bentte nitelendirildiği (basit mi, hangi nitelikli hâl mi) titizlikle incelenmeli; özellikle TCK m. 142/1-e ("açıkta bırakılmış eşya") ile m. 142/2-h ("kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşya") arasındaki ayrımın somut olaya doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir.
Malın değerinin azlığı (TCK m. 145) her olayda resen gündeme getirilmeli; mahkemenin bu hususu tartışmadan geçmesi bozma nedenidir.
Etkin pişmanlık (TCK m. 168) imkânı, soruşturma aşamasında mağdurun zararının giderilmesi yoluyla değerlendirilmeli; bu, hem ceza indirimi hem de HAGB/erteleme ihtimalini güçlendirir.
Suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrı usul kuralları (CMK m. 253 vd., çocuk mahkemeleri, uzlaştırma önceliği) uygulanacağından bu husus ayrıca değerlendirilmelidir.
Mağdur vekilliği bakımından: Şikâyet dilekçesinin, malın niteliği, çalınma şekli ve varsa nitelikli unsurları (kilit kırma, bina içi muhafaza, gece vakti vb.) somut biçimde ortaya koyacak şekilde hazırlanması, doğru suç vasfının baştan itibaren oturmasını sağlar ve soruşturmanın etkinliğini artırır.
8- Sonuç- Hırsızlık Suçu ve Cezası
Hırsızlık suçu, TCK m. 141-147 arasında düzenlenen ve görünürdeki sadeliğine karşın uygulamada pek çok teknik ayrıntı barındıran bir suç tipidir. Basit hırsızlık ile nitelikli hırsızlık arasındaki sınır, gece vakti artırımı, malın değerinin azlığı, kullanma hırsızlığı ve etkin pişmanlık gibi kurumların doğru değerlendirilmesi; hem sanık hem de mağdur açısından davanın seyrini ve sonucunu doğrudan belirlemektedir. Somut bir hırsızlık iddiası veya mağduriyetiyle karşılaşan kişilerin, süreç başında bir ceza avukatından hukuki destek almaları, doğru suç vasfının tespiti ve lehe hükümlerin zamanında ileri sürülmesi bakımından önem taşımaktadır.
9- Hırsızlık Suçu ve Cezası Sık Sorulan Sorular (SSS)
Hırsızlık suçunun cezası nedir?Basit hırsızlıkta (TCK m. 141) ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapistir. Nitelikli hırsızlıkta ise işlendiği yer, yöntem veya konuya göre ceza TCK m. 142/1'de 3-7 yıl, m. 142/2'de 5-10 yıl, m. 142/3'te (enerji hırsızlığı) 5-12 yıl arasında değişmektedir.
Hırsızlık suçu şikâyete tabi midir?Hayır, kural olarak hem basit hem nitelikli hırsızlık resen soruşturulur; mağdurun şikâyeti aranmaz. İstisnalar TCK m. 144 (paydaş mal/alacak tahsili amacıyla işlenen hırsızlık) ve m. 146 (kullanma hırsızlığı) ile belirli akrabalık ilişkileridir.
Malın değerinin düşük olması hırsızlık suçunu ortadan kaldırır mı?Hayır, suç teknik olarak oluşur; ancak TCK m. 145 uyarınca malın değerinin azlığı nedeniyle mahkeme cezada indirim yapabilir veya tamamen ceza vermekten vazgeçebilir. Bu husus mahkemece resen tartışılmalıdır.
Etkin pişmanlık hırsızlık davasında nasıl uygulanır?Fail, kovuşturma başlamadan önce mağdurun zararını bizzat pişmanlık göstererek giderirse TCK m. 168 uyarınca ciddi oranda ceza indirimi söz konusu olabilir. Salt ödeme yapılmış olması yeterli değildir; failin gerçek bir pişmanlık göstermesi aranır.
Hırsızlık suçunda hapis cezası ertelenebilir mi veya adli para cezasına çevrilebilir mi?Hükmolunan hapis cezasının 2 yıl veya daha az olması ve diğer yasal koşulların sağlanması hâlinde TCK m. 51 uyarınca erteleme mümkündür. Ayrıca mahkeme, koşulları oluştuğunda seçenek yaptırım olarak adli para cezasına da hükmedebilir.
Hırsızlık ile yağma (gasp) arasındaki fark nedir?Hırsızlıkta mal, cebir veya tehdit kullanılmaksızın alınır. Malın alınması sırasında mağdura karşı cebir veya tehdit uygulanması hâlinde fiil, çok daha ağır cezayı gerektiren yağma (TCK m. 148) suçunu oluşturur.
Gece vakti işlenen hırsızlıkta ceza nasıl artar?TCK m. 143 uyarınca hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, o suç için öngörülen ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca gece vakti işlenen basit hırsızlıkta uzlaştırmanın uygulanmayacağı yönünde uygulama bulunmaktadır.
Hırsızlık suçunda zamanaşımı süresi ne kadardır?Basit hırsızlıkta dava zamanaşımı 8 yıldır. Nitelikli hırsızlıkta ise cezanın üst sınırı 5 yılı aştığından (7, 10 veya 12 yıl) dava zamanaşımı süresi 15 yıl olarak uygulanır.
10- Hırsızlık Suçu ve Cezası Yargıtay Kararları
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2022/1661 E. , 2022/2125 K. "İçtihat Metni"
''Sanık ... hakkında hırsızlığa teşebbüs suçundan yapılan yargılamada ... 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26/02/2016 tarih, 2015/80 E. 2016/135 K. sayılı kararıyla sanık hakkında TCK'nın 142/2-h, 143/1, 35/2, 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasına hükmedilmiş, söz konusu karar sanık müdafiince temyiz edildiği, Yargıtay 6.ceza dairesinin 26/10/2021 gün ve 2021/1303 Esas 2021/16411 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28.01.2022 tarih ve KD-2021/169813 sayılı yazısı ile özetle, sanık hakkında kurulan hükümde, itiraza konu uyuşmazlığın sanık ... hakkında hırsızlığa teşebbüs suçundan yapılan yargılamada, suç tarihi olan 05/10/2013 itibarıyla 6545 sayılı yasayla yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan TCK'nın 142/1-b maddesi ile uygulama yapılıp yapılmaması gerektiği hususuna ilişkin olduğu, somut olayda 05/10/2013 tarihinde katılan ...'a ait iş yerine hırsızlık amacıyla girilmiş, olayda duvarı delmek için kullanılan ve olay yerinde unutulan malzemelerden bez toz maskesi üzerinde kan örneği tespit edildiği, yapılan DNA incelemesi ile başka suçtan yakalanan sanığın olayı gerçekleştirdiği kanaatine varılarak sanık hakkında TCK'nın 142/2-h-son, 143/1, 35/2, 62/1, maddeleri ile uygulama yapılarak mahkumiyet hükmü tesis edildiği, ancak, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile eklenen 5237 sayılı TCK'nun 142/2-h maddesinin, 05/10/2013 olan suç tarihi itibarıyla yürürlükte olmadığı, dolayısıyla somut olayda sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından lehine olan ve eylemine uyan TCK'nun 142/1-b maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiği, Yargıtay 6.Ceza Dairesinin 26/10/2021 tarih, 2021/1303 Esas, 2021/16411 Karar sayılı ONAMA kararının kaldırılması, ... 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26/02/2016 tarih, 2015/80 E. 2016/135 K. sayılı hükmünün BOZULMASI, İtirazın yerinde görülmediği takdirde, 5271 sayılı CMK'nın 308/3. maddesi uyarınca bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİ, yönünde itiraz talebinde bulunulması üzerine dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü.T Ü R K M İ L L E T İ A D I N ADosyanın incelenmesinde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 28.01.2022 tarih ve KD-2021/169813 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan itirazın kabulü ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 26.10.2021 tarih ve 2021/1303 Esas ve 2021/16411 Karar sayılı onama kararı kaldırılarak yeniden yapılan incelemede;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.Ancak;28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile eklenen 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h maddesinin, 05/10/2013 olan suç tarihi itibarıyla yürürlükte olmadığı, dolayısıyla somut olayda sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından lehine olan ve eylemine uyan TCK'nın 142/1-b maddesi uyarınca hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 22/02/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.''
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2021/7892 E. , 2023/654 K. "İçtihat Metni"
''MAHKEMESİ :Asliye Ceza MahkemesiSUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâliSanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇA.... Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.01.2016 tarihli ve 2016/1237 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarından 5327 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h, 143/1, 116/1-4, 53, 58. ve 63. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.B. ... Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.07.2016 tarihli ve 2016/116 Esas, 2016/499 Karar sayılı kararı ile;1. Sanık hakkında hırsızlık suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h, 143/1, 168/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,2. Konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 116/1, 116/4, 62 ve 53. maddeleri uyarınca10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık müdafiinin temyiz isteği; sanığa TCK'nın 145. maddesi gereğince ceza verilmemesi veya indirim uygulanması gerektiğine ve sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULAR1. Mahkemece gerekçeli kararın delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe bölümünde, olay tarihinde sanığın gece sayılan zaman dilimi içerisinde şikâyetçinin ikamet etmiş olduğu apartmana giderek 80,00 TL değerindeki bir çift botu çaldığı, etkin pişmanlıkta bulunmak suretiyle mağdurun zararını giderdiği kabul edilmiştir.2. Sanık, suçlamaları kabul ettiğini beyan etmiştir.3.Mağdur tarafından, kovuşturma aşamasında mahkemeye hitaben yazılan 23.06.2016 tarihli dilekçede tüm zararının giderildiğini belirttiği görülmüştür.IV. GEREKÇEA. Konut Dokunulmazlığının İhlâli Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden1.Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde, temel cezanın doğrudan 5237 sayılı Kanun'un 116/4. maddesi gereğince belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, önce TCK’nın 116/1. maddesi gereğince 6 ay hapis cezasına ve devamında TCK’nın 116/4. maddesi gereğince 1 yıl hapis cezasına hükmedilmesi suretiyle uygulama yapılması sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.2.5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları uygulanırken, 15.04.2020 gün ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kurulan hükümde hukuka aykırılık görülmemiştir.B. Sanık Hakkında Hırsızlık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden1. Sanığın adli sicil kaydı göz önüne alındığında, mahkemenin sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 50, 53. ve 5271 sayılı Kanun'un 231. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına dayanak olan gerekçesinin yerinde, yeterli ve kanunî olduğu anlaşılmakla, hükümde lehe hükümlerin uygulanmaması yönleriyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.2.5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları uygulanırken, 15.04.2020 gün ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yapılan değişikliğin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;a. Sanığın, çaldığı bir çift botun değerinin mağdur beyanına göre 80,00 TL olması karşısında, hırsızlık konusunu oluşturan malın değerinin az olması nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 145. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmesinde zorunluluk bulunması,b. Mahkemece, mağdurun zararının kovuşturma aşamasında giderildiğinin kabul edilmesi karşısında; sanığın cezasından 5237 sayılı Kanun'un 168/2. maddesi uyarınca en fazla 1/2 oranında indirime gidilmesi gerekirken, 2/3 oranında indirim yapılması suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini,Kabule göre de;c. Hırsızlık suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı Kanun'un 142/2-h, 143/1, 168/2. maddeleri uyarınca tayin olunan 2 yıl 6 ay hapis cezasından aynı Kanun’un 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken sonuç cezanın 2 yıl 1 ay yerine 1 yıl 13 ay hapis cezası olarak eksik ceza tayin edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.V. KARARA. Konut Dokunulmazlığının İhâli Suçundan Kurulan Hüküm YönündenGerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle ... Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.07.2016 tarihli ve 2016/116 Esas, 2016/499 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,B. Hırsızlık Suçundan Kurulan Hüküm YönündenGerekçe (B-3) bölümünde (a), (b) ve (c) bentlerinde açıklanan nedenlerle ... Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.07.2016 tarihli ve 2016/116 Esas, 2016/499 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,16.02.2023 tarihinde karar verildi.''
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2008/11-127 E., 2008/147 K. ETKİN PİŞMANLIK "İçtihat Metni"
''18.09.2005 tarihinde T.... T....’a ait evden, T.... T.... ve Ş..... T....’a ait toplam 3 adet kredi kartının çalınması ve aynı tarihte bu kredi kartlarının kullanılması olayı ile ilgili olarak sanık A.. K....... ve arkadaşının yargılanması sırasında; Kadıköy C.Başsavcılığınca 02.11.2005 gün ve 35474-4333 sayı ile açılan ve ““sanıkların 5237 sayılı Yasanın 245. maddesi uyarınca ikişer kez cezalandırılmalarını”” talep eden iddianame üzerine yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesince 24.11.2005 gün ve 1057-1087 sayı ile; ““….Sanık A.. K.......’ın; müşteki Ş..... T....’nın kredi kartını haksız olarak ele geçirip rızası olmaksızın kullanarak haksız menfaat sağlamak suçundan, 5237 sayılı TCY’nın 245/1, 43. ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis 104 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, gün üzerinden tayin edilen para cezasının 5237 sayılı Yasanın 52. maddesi uyarınca 2.080.00 YTL adli para cezasına çevrilmesine, hapis cezasının paraya çevrilmesi isteminin reddine; müşteki T.... T....'ın kredi kartını haksız olarak ele geçirip rızası olmaksızın kullanarak haksız menfaat sağlamak suçundan, 5237 sayılı TCY nın 245/1, 43. ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 12 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, gün üzerinden tayin edilen para cezasının 5237 sayılı Yasanın 52. maddesi gereğince 240.00 YTL adli para cezasına çevrilmesine, hapis cezasının paraya çevrilmesi yönündeki istemin reddine, A.. K.......' a verilen cezaların toplanması sureti ile sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis ve 2.320.00 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezalarının taksitlendirilmesine, hak mahrumiyetine ve ertelemeye yer olmadığına ……” hükmedilmiş ve bu hüküm sanık tarafından temyiz edildiğinde Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.03.2006 gün ve 529-2221 sayı ile; ““….Kötüye kullanılan kredi kartı sayısınca suç oluştuğunun gözetilmemesi ile hürriyeti bağlayıcı cezaların asgari hadden tayini ve bu cezaların yine asgari hadden adli para cezasına çevrilmesi esnasında yasa metni tekrar edilerek yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemesi isabetsizlikleri aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yüklenen suçlardan birisinin sabit olmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine ancak;5237 sayılı Türk Ceza Yasasında cezaların içtimaına ilişkin bir hüküm bulunmayıp 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında Kanun’un 99. maddesine aykırı olarak sanık hakkında hükmolunan cezaların içtima edilmesi,Yasaya aykırı ise de; yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun CMUK nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından ““sanığa verilen cezaların toplanması suretiyle neticeden 6 yıl 3 ay hapis 2.320.00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına”” ilişkin ibarenin çıkartılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak düzeltilerek onanmasına”” şeklinde onanmış ve kesinleşmiştir.Sanık A.. K.......’ın 19.01.2007 tarihli dilekçe ile yasalarda meydana gelen değişiklikler nedeniyle ““etkin pişmanlık hükümlerinden”” yararlanmak istediğini belirtmesi üzerine; Kadıköy 4. Asliye ceza Mahkemesince 21.06.2007 gün ve 1057-1087 sayı ile;“Müştekiler mahkemeye çağrılarak alınan ifadelerinde sanıktan şikayetçi olmadıklarını, zararlarının karşılandığını bildirmişlerdirHer ne kadar 5560 sayılı yasanın 11. maddesi ile 5237 Sayılı TCK nun 245 maddesine eklenen 5 fıkraya göre mal varlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarında da uygulanacağı hükmü getirilmiş ve hükümlü müştekilerin zararlarını karşılamış ise de;Yasa hükmünde bahsedilen etkin pişmanlık hali tesadüfen suç işlenmesi halinde bir daha benzer suçlar işlenmemek üzere samimiyete dayanan ve işlediği suçtan içten bir pişmanlığı ifade etmektedir. Sanığın incelenen sabıka kaydında ise benzer suçtan hükümlü olduğu anlaşılmaktadır.Mücerret mağdurların zararlarının karşılanması etkin pişmanlığın uygulanması bakımından yeterli değildir. Zararın bizzat sanık tarafından karşılanması gerekir Sanık cezaevinde bulunduğu bir sırada ailesi tarafından zararlarının karşılandığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde olayda sanık lehine etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı dikkate alınarak vaki talebin reddi düşünülmekle;…..Her ne kadar 5560 sayılı yasanın 11. maddesi ile 5237 Sayılı TCK nun 245 maddesine eklenen 5 fıkraya göre mal varlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarında da uygulanacağı hükmü getirilmiş ve hükümlü, müştekilerin zararlarını karşılamış ise de 5237 sayılı TCK nun 245/5 ve 168 maddelerinde öngörülen etkin pişmanlık halinin sanığın işlediği suç nedeniyle samimi bir pişmanlık göstermesi halini düzenlemiş olup mücerret zararların karşılanması etkin pişmanlık halinin kabulünü gerektirmeyeceği, esasen sanığın benzer suçlardan geçmişte sabıkalı olduğu da dikkate alındığında pişmanlığında samimi olmadığı , ileride aynı suçları işlemesinin kuvvetle muhtemel bulunduğu, bu itibarla sanık hakkında 5560 sayılı Yasa ile değişik 5237 sayılı TCK’nun 245/5 ve 168. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, bu husustaki talebin reddine”” hükmedilmiştir.Hükme karşı hükümlü tarafından itiraz, hükümlü müdafii tarafından ise temyiz dilekçesi verilmesi üzerine, dosya incelenmesi için itiraz merciine gönderildiğinde; Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 16.08.2007 gün ve 787 değişik iş sayı ile; hükmün itiraza değil temyize tabi olması nedeniyle itiraz incelemesi yapılmayarak dosya inceleme yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilmiştir.Bunun üzerine; Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.02.2008 gün ve 251-1701 sayı ile;“Hükümlü hakkında verilen ve Dairemizin 2006/529 Esas, 2006/2221 karar ve 22.03.2006 günlü kararıyla düzeltilerek onanarak kesinleşen mahkumiyet hükmünden sonra, 19.12.2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 11. maddesiyle 5237 sayılı Yasanın 245. maddesine 5. fıkra olarak eklenen yeni düzenleme ile 245. maddenin 1. fıkrası kapsamına giren fiillerle ilgili olarak ““bu kanunun malvarlığına karşı işlenen suçlara etkin pişmanlık hükümlerinin”” uygulanacağına ilişkin hüküm karşısında, 5237 sayılı Yasanın 245. maddesinin 1. fıkrası gereğince mahkumiyet kararı verildiği gözetildiğinde; hükümlünün cezaevinden el yazısıyla verdiği 19.01.2007 havaleli dilekçesi ile yeni düzenleme gereğince müştekinin zararını faiziyle birlikte ödemek istemesi ve pişmanlık ifade eden kimi ifadelere yer vermesi ile 24.11.2005 günlü oturumda da henüz 5560 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce ““müştekinin zararını da ödemeye razıyım”” demesi ve 5560 sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra da müştekinin zararını tamamen gidermiş olmasına ve müştekinin şikayetçi olmamasına göre hakkında 5237 sayılı Yasanın 7/2, 245/1-5 ve 168. maddeleri gereğince etkin pişmanlık hükmünün uygulanması yerine, sanığın benzer suçlardan geçmişte sabıkalı olduğu da dikkate alındığında, pişmanlığında samimi olmadığı, ileride aynı suçları işlemesinin kuvvetle muhtemel bulunduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmesi……” isabetsizliğinden oyçokluğu ile bozma kararı verilirken; Daire Üyesi S.Bakıcı tarafından; ““765 sayılı TCK’nun 523. maddesinde düzenlenen aynen geri verme veya tazmin, mağdurun zararının giderilmesi amacıyla kabul edilmiş olup, zararının hangi amaçla ve kim tarafından giderildiğinin önemi bulunmamaktadır. Kim tarafından yapılırsa yapılsın, zararın tamamen giderilmesi hükmün uygulanması için yeterlidir.5237 sayılı TCK’nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmü ise, 765 sayılı TCK’nun 523. maddesinden farklı olarak pişmanlık esasına dayanmaktadır. Hükmün uygulanabilmesi için zararın giderilmesi yeterli olmayıp, aynen geri verme veya tazmin; hüküm verilmeden önce pişmanlık duyularak bizzat sanık veya onun adına yakınları tarafından yapılmalıdır.Somut olayda sanık, 24.11.2005 tarihli oturumda zararı ödeyeceğini söylemesine rağmen, yaklaşık iki yıl boyunca ödemede bulunmamış, şikayetçi ve mahkemeyi oyalamıştır. Şikayetçinin zararının her geçen gün artması, üzüntüsünün giderilmemesi, sanığın kendisini acındırarak lehine olan hükümlerin uygulanmasına yönelik davranışları, karar verilinceye kadar ödemede bulunmaması kötü niyetli olduğunu, samimi olmadığını, gerçekte olaydan pişmanlık duymadığını göstermektedir. Ayrıca; 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 11. maddesi ile TCK’nun 245. maddesine 5. fıkra eklenerek kredi kartının kötüye kullanılması suçlarında da etkin pişmanlık kabul edildiği halde sanık, yine pişmanlık duymamış, zararı gidermemiştir. Kesinleşmiş bulunan cezanın azalacağı düşüncesi ve ceza baskısıyla olaydan iki sene, yasanın yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra 07.06.2007 tarihli oturumdan birkaç gün önce hükümlünün yakınları tarafından ödemede bulunulmuştur. Bu şekilde zararın tazmini, duyulan pişmanlık sonucu olmayıp, Dairemizce onanarak kesinleşen cezanın azaltılmasına yöneliktir. Böyle bir tazmin, 5237 sayılı Yasada etkin pişmanlık olarak kabul edilmemiştir. Bu nedenle TCK’ nun 168. maddesinin uygulanması koşulları gerçekleşmemiştir.Etkin pişmanlığa ilişkin lehe hükmün ne zaman uygulanacağına gelince, 765 sayılı Ceza Yasasında olduğu gibi tazmin esasına dayalı bir pişmanlığın kabulü halinde lehe yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yapılan ödeme nedeniyle cezadan indirim yapılabilecektir. Buna karşılık zararın giderilmesi yerine 5237 sayılı Yasada olduğu gibi pişmanlık esasına dayalı zararı tazminde ise; hüküm verilmezden önce duyduğu pişmanlık sonucu zararı gideren sanık/hükümlünün cezasından indirim yapılacaktır. Diğer bir anlatımla hükümden önce kovuşturma evresinde duyduğu pişmanlıkla zararı gideren ancak 765 sayılı TCK’nun 168. maddesi uygulanabilecek, sonradan sırf cezasının azaltılması için yapılan ödemede TCK’nun 62. maddesi değerlendirilecektir.Açıklanan nedenlerle, 5237 sayılı TCK nun 168. maddesinde öngörülen bizzat pişmanlık duyularak, soruşturma veya kovuşturma evresinde mağdurun zararının giderilmesi koşulları oluşmayıp, hükmün onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılmıyorum”” şeklindeki açıklama ile hükmün onanması yönünde karşıoy kullanılmıştır.Yargıtay C.Başsavcılığınca 02.05.2008 gün ve 257167 sayı ile;“01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesinde etkin pişmanlık, maddede yazılı suçlarla bağlı kalmak ve kovuşturma başlamadan önce ve mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderme koşulun gerçekleşmesi halinde geçerli olup, 5377 sayılı Kanunun 20. maddesiyle 5237 s. TCK’nun 168. maddesinde yapılan değişiklik ile kovuşturma evresinde de hüküm verilinceye kadar etkin pişmanlık gösterilmesi halinde cezada indirim yapılabileceği düzenlenmiştir.5560 sayılı Yasa’nın 11. maddesiyle 5237 sayılı TCK’nun 245. maddesinde yapılan değişiklik ile, 245. maddenin birinci fıkrasına giren fiillerle başkasına ait banka kartı veya kredi kartının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle haksız bir menfaat elde edilmiş olması halinde de malvarlığına karşı işlenen suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına imkan tanınmıştır.5377 sayılı Yasa’nın 20. maddesiyle değişik, 5237 sayılı TCK nun 168/2. maddesinde yapılan ““etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.”” şeklindeki düzenleme karşısında, maddenin lehe hükmünden faydalanılabilmesi için mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderme koşulunun en son hüküm verilmezden önce gerçekleşmesi gerekli olup, sanık A.. K....... hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, bizzat pişmanlık göstererek mağdurların zararını gidermesi koşulları oluşmadığından karara itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür.”” şeklinde açıklama yapıldıktan sonra, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi itiraz yoluyla talep edilmiştir.Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.TÜRK MİLLETİ ADINACEZA GENEL KURULU KARARICeza Genel Kurulu’ndaki inceleme hükümlü A.. K....... hakkındaki hükümlere hasren yapılmıştır.18.09.2005 tarihinde T.... T....’a ait evden, T.... T.... ve Ş..... T....’a ait toplam 3 adet kredi kartının A.. K.......’la arkadaşı tarafından çalınması ve aynı tarihte bu kredi kartlarının kullanılması tarzında gerçekleşen olayla ilgili olarak; başkasına ait kredi kartını kötüye kullanma suçunun sübutu ve vasfı noktasında Yerel Mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkmış olan bir ihtilaf ya da tespit edilmiş olan herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Uyuşmazlık; 5237 sayılı Yasanın 168. maddesinde düzenlenmiş bulunan ““etkin pişmanlık”” müessesesinin sanık A.. K....... hakkında uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir.01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 168. maddesine göre; ““(1)Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde; cezası üçte birden üçte ikiye kadar indirilir. Yağma suçunda ise, cezada altıda birden üçte bire kadar indirim yapılır. (2) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, mağdurun rızası aranır.”” Bu hüküm, 08.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunan 5377 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilmiş ve ““(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. (3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.”” şekline dönüşmüştür.5237 sayılı Yasanın, başkasının kredi kartını kötüye kullanmak suçunu düzenleyen 245. maddesine 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 11. maddesiyle eklenen 5. fıkrasına göre ise; ““Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır."Buna göre; 5237 sayılı Yasanın 168. maddesinde yer alan ““etkin pişmanlık”” hükmü;1-Sınırlı şekilde sayılmış olan; hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli iflas, karşılıksız yararlanma, yağma ve başkasına ait kredi kartını kötüye kullanma suçlarıyla ilgili olarak,2-Sadece tamamlanmış suçlarda,3-““Failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ve tazmin suretiyle tamamen gidermesi”” halinde,4-Hükmün verilmesinden önce vaki olan geri verme veya tazmin söz konusu ise,Uygulanabilecek, diğer hallerde ise bu madde hükmünden yararlanmak mümkün olmayacaktır.Somut olayda; hükmün verilmesinden önce yapılmış bir ödeme söz konusu olmamakla birlikte, hükmün verildiği tarihte ““başkasına ait kredi kartını kötüye kullanma suçlarıyla”” ilgili olarak 5237 sayılı Yasanın 168.maddenin uygulanma olasılığı bulunmadığından, anılan suçun ““etkin pişmanlığa”” konu edilebilecek suçlar arasına alınmasından sonra ihdas edilen lehe durum nedeniyle uyarlama yargılaması yapılmasına ve yargılama sonunda verilecek hükümden önce gerçekleşecek ödemelerin bu kapsamda değerlendirilmesine engel sebep bulunmamaktadır.Öte yandan tartışılması gereken asıl konu; 5237 sayılı Yasanın 168. maddesinin aradığı anlamda ““failin bizzat göstereceği pişmanlıktan”” ne anlaşılması gerektiği hususuyla ilgilidir.Bu konuda öğretide ve uygulamada hakim olan düşünce; 5237 sayılı Yasanın 168. maddesinin, 765 sayılı Yasanın 523. maddesinden farklı olduğu ve tazminden çok pişmanlık esasına dayandığı şeklindedir. (Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Yrd. Doç. Dr. R. Murat Önok, 4. baskı, s.520-523; 5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri 1, Sedat Bakıcı, Ankara-2008, s.934 vd.; Hırsızlık Suçları, Erdal Noyan, Ankara-2007, s.396 vd.; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ali Parlar, Muzaffer Hatipoğlu, Ankara-Şubat 2007, c.2, s.1318 vd.)765 sayılı Yasanın 523. maddesinin ““iade ve tazmin esasına”” dayalı bir düzenleme olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Başlangıçta tartışmalara konu edilen bu husus; 29.06.1955 gün ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.11.1997 gün ve 248-288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok Yargıtay Kararında kabul edilmiş ve vurgulanmıştır.5237 sayılı Yasanın 168. maddesinin düzenlenmesi sırasında ise; maddeye ““..failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi…….”” ibaresi eklenmek suretiyle oluşması muhtemel tereddütlerin önüne geçilmek istenmiştir. Zira, metinde geçen ““bizzat pişmanlık göstererek”” ibaresi, düzenlemenin ““tek başına iade ve tazmine”” değil, ““pişmanlık sonucu olan iade ve tazmine”” önem atfettiğinin açık göstergesidir. Nitekim; madde ile ilgili Meclis Komisyonunda yapılan görüşmeler sırasında da bu konu gündeme gelmiş ve oturum Başkanının ““Önemli olan zararın giderilmesi değil mi Hocam?”” şeklindeki sorusuna, Yasayı hazırlayanlardan birisi olan Prof. Dr. İzzet Özgenç; ““Hayır, bu maddenin koruduğu espri bu değil. Bu maddenin koruduğu espri, mağdurun mağduriyetini sadece gidermek değil. Kişinin pişmanlık duymasını sağlamak. ……” şeklinde yanıt vermiştir. (TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara-Şubat/2005, s.616)Şu durumda; 5237 sayılı Yasanın 168. maddesi, 765 sayılı Yasanın 523. maddesinden farklı olarak ““pişmanlıktan kaynaklanan iade ve tazmini”” esas aldığından, iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu eşyanın ele geçirilmesi, arama neticesinde saklanan şeyin bulunması gibi hallerde 765 sayılı Yasanın 523. maddesinin uygulanma olasılığı olabilecekken, bu durumlarda failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden 5237 sayılı Yasanın 168. maddesi uyarınca uygulama yapılamayacaktır.Buna karşılık; olayımızda, hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama sırasında da zararı giderebileceğini söylemiş fakat gidermemiş olan ve son sözünde ““çok pişmanım”” sözünü söyleyerek pişman olduğunu açıkça dile getiren fail, hükmün kesinleşmesinden sonra 5237 sayılı Yasanın 245. maddesindeki suçun da ““etkin pişmanlığa”” konu olabilecek suçlar arasına dahil edilmesinin ardından ““bizzat ve el yazısıyla”” yazarak cezaevinden gönderdiği dilekçede, zararı gidermek istediğini ifade etmiştir. Sonraki dilekçesinde ise, bu konuyu halletmek için avukatına vekalet verdiğini söylemiş, nitekim aynı günlerde müştekilerin zararları ödenmiştir. Müştekilerden Ş..... T.... ödemenin hükümlünün ailesi tarafından yapıldığını beyan etmiş, bunun yanında her iki müşteki de şikayetçi olmadıklarını belirtmişlerdir.Burada karşımıza çıkan durum şudur: Hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama sırasında sanığın ““pişman olduğu”” bellidir, ancak bu pişmanlık ““zararı giderme”” şeklinde tezahür etmemiştir. Uyarlama yargılaması aşamasında ise, bizzat sanığın girişimleriyle, fakat sanığın cezaevinde olması nedeniyle ailesi tarafından ödeme yapılmıştır. Ödemenin yapılmasında, cezadan kurtulma saikinin de etkili olduğunda kuşku bulunmasa bile, önemli olan diğer saiklerin ne olduğu değil, zararın giderilmesinde etken olan saiklerden birisinin de ““bizzat duyulan pişmanlık”” olmasıdır.Şu durumda; yargılama boyunca gerek sözleriyle, gerekse bir takım davranışlarıyla pişmanlığını ortaya koymuş ancak herhangi bir ödemede bulunmamış olan hükümlünün, 5237 sayılı Yasanın 245. maddesinde 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 11. maddesiyle yapılan değişiklik nedeniyle hakkında 5237 sayılı Yasanın 168. maddesindeki ““etkin pişmanlık”” hükümlerinin uygulanma olasılığının ortaya çıkması üzerine, ailesini harekete geçirmek suretiyle ödemenin yapılmasını sağladığı anlaşılmakla, hükümlü A.. K....... hakkında 5237 sayılı Yasanın 168. maddesinde düzenlenmiş bulunan ““etkin pişmanlık hükümlerinin”” uygulanmasına bir engel bulunmadığından Özel Dairenin bozma kararı yerindedir.Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul üyeleri ise; ““iade ve tazminin gerçekleştiği”” ancak ““hükümlü tarafından bizzat pişmanlık gösterilmediği”” bu tip olaylarda 5237 sayılı Yasanın 168. maddesindeki ““pişmanlık esasına dayalı”” etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle itirazın kabulü yönünde karşıoy kullanmışlardır.Bu itibarla, Özel Daire kararı hukuka uygun bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine ve dosyanın Yerel Mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.SONUÇ:Açıklanan nedenlerle;1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,2-Dosyanın Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 27.05.2008 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.''
Önemli Uyarı: Bu yazı, genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İçeriğinde yer alan bilgiler, TCK m. 141-147 ve ilgili mevzuat dikkate alınarak genel nitelikte olup, herhangi bir somut olay veya dosyaya ilişkin hukuki tavsiye, görüş veya danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Her dosyanın kendine özgü delil durumu, süreci, sanığın konumu ve özel şartları bulunmaktadır. TCK m. 141-147 kapsamında soruşturma veya kovuşturma ile karşı karşıya kalan kişilerin, hak kayıplarına uğramamak ve en etkili savunma stratejisini belirleyebilmek için süreç başlar başlamaz bir ceza avukatından profesyonel hukuki destek almaları büyük önem arz etmektedir. YT Hukuk ve Avukatlık Bürosu, bu yazıda yer alan genel bilgilerin somut olaylarda uygulanmasından veya uygulanmamasından doğabilecek herhangi bir hukuki sonuçtan sorumlu tutulamaz.

Ceza Avukatı Benzer Yazılar
İstanbul Ceza Avukatı
İstanbul Anadolu (Kartal) Adliyesi Ağır Ceza Mahkemeleri Telefon ve Dahili Numaraları
Dolandırıcılık Suçu (TCK 157) Cezası ve Ceza Avukatı
https://www.yilmaztatlihukuk.com/post/dolandirilicik-sucu-cezasi-tck-157-ceza-avukati
Kasten Öldürme Suçu Cezası ve Ağır Ceza Mahkemesi Süreci
https://www.yilmaztatlihukuk.com/post/kasten-oldurme-sucu-cezasi-agir-ceza-avukat
Vergi İncelemesi Süreci ve Ceza İhbarnamesine İtiraz
https://www.yilmaztatlihukuk.com/post/vergi-incelemesi-sureci-ve-ceza-ihbarnamesine-itiraz-avukati
Uyuşturucu İmal ve Ticareti Suçu (TCK 188) Cezası ve Avukat Önerileri
https://www.yilmaztatlihukuk.com/post/tck-188-uyusturucu-imal-ve-ticareti-sucu-avukati-istanbul
TCK 190 Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma Suçu Cezası
Kasten Yaralama Suçu ve Cezası TCK Madde 86
https://www.yilmaztatlihukuk.com/post/tck-86-kasten-yaralama-sucu-cezasi
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Nedir Şartları Nelerdir?
Kurumsal Bilgilendirme ve İç Bağlantılar
Sitemizde yer alan tüm içerikler, ziyaretçilerimizin hukuki bilgiye daha hızlı ve doğru şekilde ulaşabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. İlgili hukuki konular hakkında detaylı bilgi almak, güncel yayınlarımızı incelemek veya uzman ekibimizle iletişime geçmek için aşağıdaki sayfaları ziyaret edebilirsiniz:
Bu bağlantılar, site içerisinde ilgili içeriklere daha kolay ulaşmanızı sağlamak ve hukuki bilgilendirme sürecini daha verimli hale getirmek amacıyla sunulmuştur.
YT Hukuk
Hukuki uyuşmazlıklar ve güncel mevzuata ilişkin daha fazla bilgi almak için internet sitemizde yer alan diğer içerikleri inceleyebilirsiniz.
Adres: Helis More ResidenceYalı Mah. Kadir Sk. No:14Kartal / İstanbul
E-Posta:
Google Haritalar Konumu:
AVUKAT RAMAZAN YILMAZ
Web:
https://www.yilmaztatlihukuk.com/istanbul-kartal-avukat-ramazan-yilmaz Avukata Sor – Online Hukuki Danışmanlık https://www.yilmaztatlihukuk.com/istanbul-avukat-online-hukuki-danismanlik
.jpg)



Yorumlar